Aydın Menderes, Hakkın Rahmetine Koştu:
Cennette Özürlülük Yoktur

 

23 Aralık 2011

 

 

 

 

 

 

 

23 Aralık 2011 tarihinde 65 yaşında vefat eden Aydın Menderes'in cenaze namazı 24 Aralık 2011 cumartesi günü Ankara'daki Hacı Bayram Camii'nde kılındı. Eski başbakanlardan Adnan Menderes'in oğlu Aydın Menderes'in naaşı 25 Aralık 2011-Pazar günü Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından babasının da bulunduğu Topkapı Anıt Mezarı’na defnedilecek. 27 Mayıs darbesinin ardından 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edilen Başbakan Adnan Menderes'in oğlu Aydın Menderes, Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi'nde bir süredir yatarak tedavi görüyordu. Bağışıklık sistemindeki sorunlar sebebiyle hastanede vefat eden Menderes, 1996 yılında geçirdiği bir trafik kazasında sağlığını yitirmiş ve tekerlekli sandalyeye bağlı bedensel özürlü olmuştu. Felçli hale gelen Aydın Menderes, durumu hakkında üzülmek yerine büyük bir teslimiyet şuuru ile olayın manevi boyutuna bakarak şu tespitlerde bulunabilmiştir: “Bu kaza, beni Yaradan’a daha çok yaklaştırdı. Şimdi hayatın keyfini daha çok çıkartıyorum. Çünkü ufak şeyler anlam kazanıyor”. Aydın Menderes’in biyografisini MEŞHUR ORTOPEDİK ÖZÜRLÜLER kitabında kaleme almış olan özürlü uzmanı Prof. Dr. Ali Seyyar, Rahmetle andığı Aydın Menderes’i, “zarafeti, hoşgörülü tavrı, özgüveni, efendiliği, maneviyata bağlılığı ve kadere tam teslimiyetçiliği ile ender şahsiyetlerden biri” olarak tarif etmiştir. Aydın Menderes ile ilgili özel hatıralarla dolu aşağıdaki biyografi, MEŞHUR ORTOPEDİK ÖZÜRLÜLER kitabından alınmıştır.

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Sarsılmadan Sürekli Okuyan, Araştıran Fikir ve Siyaset Adamı:
Aydın Menderes (1946 - 2011)

İlk Tanışmam-İlk İntibalarım

İdamına hiçbir zaman anlam veremediğim ve Türk siyasî tarihin en mazlum Başbakanı olduğunu düşündüğüm Adnan Menderes’in hayatta kalan tek oğlu Aydın Menderes’in özel daveti üzerine milletvekili lojmanlarında kendisi ile yaptığım yaklaşık üç saatlik sohbet, hayatımın en güzel hatıralarından birisidir. Gerçi Aydın Menderes’i daha önce annesi Berin Menderes’in cenaze töreninde uzaktan görmüştüm, ama bu sefer durum tamamen farklı idi. Ben bu arada İstanbul’da doktora eğitimimi tamamlamış ve doçentlik tezi olarak Özürlüler Politikası ile ilgili çalışmamı kitaplaştırmıştım. İki seriden oluşan kitabım, bir trafik kazasında sakatlanan Aydın Menderes’in dikkatlerine çekmiş ve benimle bu konuları görüşmek istediğini sekreteri aracılığıyla bana iletmişti. Görüşmemiz 2001 yılında Ankara’da gerçekleşmiştir. Sonradan sakatlanıp intiharı bile düşünen bazı ünlü özürlülerden çok farklı olarak halinden hiç şikâyet etmeyen, meselelere kader boyutuyla bakıp “en büyük musibet bu değildir” diyen ve Peygamberimizin sözlerinde teselli bulan bir şahsiyetle karşılaştığımda imanın manevî gücüne bir daha inandım.

Hayatı

Aydın, İzmir’in soylu ve muteber ailelerinden Evliyazadeler’in kızı Fatma Berin Hanım ile Katipzâdeler’den Adnan Bey’in 3. çocuğu olarak 3 Mayıs 1946’da Ankara’da dünyaya geldi. 1957’de Çankaya İlk Okulunu bitirdi. İstanbul Robert kolejinde eğitimini sürdürürken, 1960 ihtilali neticesi Ankara’ya dönmek mecburiyetinde kaldı, orta öğrenimini Ankara TED Kolejinde bitirdi (1964). Yüksek öğrenimini bugünkü adıyla Gazi Üniversitesi, o zamanki adıyla Ankara İktisadî ve Ticari İlimler Akademisi’nde tamamladı.

15 yaşında iken (17 Eylül 1961); Türkiye’ye 10 yıl başbakanlık yapmış sevgili babasını Adnan Menderes’i kaybetti. 27 Mayıs 1960'da yapılan bir askerî darbenin kurbanı olarak Demokrat Partisi'nin Genel Başkanı, T.C. Başbakanı olarak askerî mahkemede, diğer Demokrat Partililer gibi, yargılandıktan sonra acımasızca idam edildi. Bu, Aydın beyin hayatında ilk önemli acısı olacaktı. Babasız kalmanın, yetim kalmanın acısını belki de yaşadığı müddetçe çekecekti. Sonra ağabeyleri Yüksel ve Mutlu Menderes beylerin (1972 ve 1978) acılarını yaşadı. Onlar da onu terk etmişlerdi. Sadece biricik annesiyle baş başa kalmıştı.

1 Kasım 1991’de Ümran Hanımefendi ile evlenir ve hayatında önemli bir değişiklik olur. Artık, yanında âdeta koruyucu melek gibi, kendisini hayranlıkla seven bir hayat arkadaşı olacaktı. Bu arada annesi Berin hanımefendi, 22 Nisan 1994'de C. Hakkın rahmetine kavuşur ve eşi rahmetli Adnan Menderes'in bulunduğu Anıt Mezara gömülür. "Acıların çocuğu" Aydın Menderes, en büyük manevî desteğini kaybetmiş, her musibette olduğu gibi bu sefer de yine Yaradan'ına sığınmış ve eşi Ümran Hanımefendi ile baş başa kalmıştı.

Aydın Menderes aslında siyasetten hiçbir zaman uzak kalamadı. Kendisini çocukluğundan beri siyasetin içinde buldu. 24 yaşında iken (1970) aktif siyasî hayata girer, İl başkanlığından Genel Başkanlığa kadar her düzeyde siyasetle meşgul oldu. 1977’de, 31 yaşında Adalet Partisi (AP) nden Konya milletvekili seçilir. Türkiye'de siyasî hayatın bir parçası hâline gelen askerî darbedeler, bu sefer Aydın Menderes'i de bulacaktı. 1980 ihtilali ile o da, diğer siyasiler gibi 10 yıl süreyle AP Genel İdare Kurulu üyesi sıfatıyla siyasetten men edildi.

1987’de referandumla yasaklar kalkınca bir müddet siyasete dönmedi. 1992’de başlattığı parti kuruluş çalışmalarını 21 Mayıs 1993’de tamamladı ve Büyük Değişim Partisini (BDP) kurdu. Gelen davet üzerine 1994’de partiyi, Demokrat Parti ile birleştirdi ve bu partinin genel başkanı oldu.

1995’de "Pazara kadar değil, mezara kadar Refahlıyım" diyerek Refah Partisi'ne avdet eder ve bu partiden İstanbul milletvekili seçilir, partinin genel başkan yardımcısı olur. TBMM’nin açılış günü kürsüde yaptığı muhteşem konuşma, kamuoyunda büyük ilgi uyandırmıştır. 1998 yılında Refah Partisi kapatılınca arkadaşlarıyla yeni kurulan Fazilet Partisine geçti. 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde İstanbul listesinden 3. kez parlamentoya girdi. Parti politikasında diğer yöneticilerle görüş ayrılığına düştü. Bu şekilde davasına daha fazla hizmet edemeyeceğini beyân ederek, Fazilet Partisinden istifa etti ve bağımsız milletvekili olarak görevine devam etmeye karar verdi. Ayrılması, Refah-Fazilet çizgisinde olan seçmenleri üzdü. Ancak; bu ayrılma, parti içinde "yenilikçiler"in önderliğinde sergilenecek olan parti içi yönetim ile ilgili genel memnuniyetsizliğin ilk somut örneği olacaktı.

Tansu Çiller’in isteği üzerine DYP’ye geçer. Ancak, bir sonraki seçimlerde DYP’nin yüzde 10 barajının altında kalır ve Milletvekili seçilemez. DYP’nin bu hezimeti üzerine DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, görevinden istifa eder, Genel Kurulda yerine Mehmet Ağar seçilir. Ancak, Aydın Menderes, yeni Genel Başkan hakkında ciddî ve önemli iddialarla dolu birçok dosya bulunduğunu, dokunulmazlığının ise yargı önünde engel olduğunu gerekçe göstererek, yargı süreci bitmeden de Ağar’la çalışamayacağını belirterek 22.12.2002 tarihinde DYP’den de ayrılır. Ancak, daha sonra ne hikmetse Ayar döneminde parti içinde danışman olur, fakat bu da çok uzun sürmez çünkü DYP kurultayında muhaliflerin safında yer alır.

Aydın Menderes'in 30 yıllık siyasî geçmişine baktığımızda, siyasette ilke, şahsiyet, demokrasi ve ahlâka önem vermek istediğini görürüz. Bu yüzdendir ki o, ihtiras ve makam uğruna, kendisine teklif edilen her siyasî imkânı ve avantajı kabul etmeyecek kadar haysiyetli ve mümkün mertebe şahsiyetli bir portre sergilemiştir. Ancak, siyasî alanda ve özellikle bir parti içinde aktif rol alan bir politikacının da hadiselere bütünüyle objektif bakabilmesi de oldukça güçtür. Günlük politik cereyanlarına kapılan bir siyasetçinin de siyasî arenadan uzaklaşmasının ne kadar güç olduğu Ağar-Menderes polemiğinde görmek mümkündür.

Menderes, sakatlığına rağmen siyasette halen iddia sahibi olduğunu göstermektedir. Ama bence onun en büyük özelliği ve diğer siyasetçilerden de farkı, siyasî konularda olduğu kadar tarihî, dinî, tıbbî ve sosyal meselelerdeki geniş görüş ufkusudur.

Trafik Kazası ve Özürlü Dünyasına Bakışı

Takdir-i İlahi; 15 Mart 1996 yılında Afyon-Sandıklı yolu üzerinde geçirdiği o feci trafik kazası sonucunda ölümden gerçi kıl payı kurtulur ancak bedenen özürlü duruma düşer. Menderes kaza anını ve sonrasını hatırlar:

"Kaza esnasında ben uyuyordum. Ama bizim araba çok süratli gidiyordu. Yan taraftan aniden bir Renault markalı bir araba çıkmış. Çarpışmamak için, bizim araba sola dönerken uyandım. Bizim araba takla atarak tarlaya uçtu. Kazadan sonra inatçı biri olduğumu anladım. Hep ayağa kalkma isteği duydum. Zaten ben kaza yaptığım anda felç olduğumu anlamıştım. Araba takla atarken kendi kendime 'Bu trafik kazasında nereden çıktı?' dedim. Böyle bir kaza geçirip böyle bir fizyolojik duruma gelebileceğimi hiç düşünmemiştim. Bir süre sonra ellerimi ve ayaklarımı hissetmediğimi fark ettim. Oysa ben Mart ortasında ağaçların çiçek açtığı Antalya'ya gidiyordum. Çocukluğumdan beri baharı hep sevmişimdir. Ambulansın gelmesini beklerken bunları düşünüyordum içimden. İçişleri ve Adalet Bakanlığının girişimleri ile beni helikopterle Ankara Bayındır Hastanesine götürdüler. Burada en üst düzeyde tıbbî teknikler yapıldı. İki gün yoğun bakım altında kaldım. Yüksek dozajda kortizon kullandım. Üç hafta burada kaldım, emar(MR) çekildi ve omurilikte bir yaralanma bir kesik tespit ettiler. Cerrahi müdahale mümkün değil. “

Menderes kazadan sonra beş buçuk aylığına Amerika’ya gider ve Chicago Rehabilitasyon Enstitüsünde fizik tedavi görür, hayata yardımcı olan elektrikli araçları kullanmasını öğrenir. Kendisi için tasarlanmış özel tekerli sandalye ile hareket etme imkânı bulur. Özürlülük konusunu bir uzman gibi ele alan Menderes, Amerika’da elde ettiği intibalarını şu şekilde dile getirir:

"Amerika’da benden çok daha ağır durumda olanlar bile günlük hayatın içinde yaşıyorlar. Çünkü kaldırımlar buna uygun, tekerlekli arabanızla hemen her yere rahat gidebilirsiniz. Beni burada çeşitli toplantılara davet ediyorlar ama birçok yerde mesele oluyor, gidemiyorum. Mesela Ankara'da Hilton Oteli’ne benim gibi özürlülerin arabalarıyla girmeleri mümkün değil. Meclise girerken bile zorluk çekiyorum. Türkiye'de Özürlü denince sadece maddi yardım anlaşılıyor. Amerika’da bir özgürlük hareketi var özürlüler arasında. Diyorlar ki, biz merhamet istemiyoruz, özgürlük istiyoruz. Zincirlerle birbirine bağlanıp sokakta gösteri yapıyorlardı."

Menderes, tedavi yöntemleri konusunda verdiği bilgiler şu şekildedir:

“İnsanoğlu psikolojik çaresizliği kabul etmeye yatkın değildir. Felç vakıalarında da çok radikal iyileşme ümitleri henüz yoktur. Tıbbın limiti var. Onun için biyoenerji gibi alternatif tıbba yönelme gayretleri vardır. Ben bu konular hakkında bilgi sahibi oldum, ama ağırlıklı olarak tıbbî sürece bağlı kalmak mecburiyetinde kaldım. Daha bilinçli fizyoterapinin önemli ölçüde etkili olacağına da düşünüyorum”.

Kazayı ve hayatı nasıl değerlendiriyorsunuz soruma Menderes şöyle bir yaklaşım sergiler:

“Bu kaza beni Yaradan’a daha çok yaklaştırdı. Şimdi hayatın keyfini daha çok çıkartıyorum. Çünkü ufak şeyler anlam kazanıyor. İnsanın kendi hayatıyla, kaderiyle zaman zaman dalga geçmesi gerekiyor. Kaza olmadan sadece 30 saniye öncesine gidelim. Hayatla ilgili senaryolar daha önceden yazıldığını kim bilebilir? Kaza olmasaydı belki de bizim bilmediğimiz daha büyük sıkıntılarla karşılaşabilirdik. Beterin beteri vardır. Bu, en büyük musibet değildir. Hadis-i Şerifte öyle buyurulur: ‘Kendinizi, sizden daha iyi olanlarla kıyaslamayın. Halinize şükredin’. Kader ve şükür ekseninde bu kazayı değerlendirmek gerekir” Ben, sakatlığımı kabul edip etmeme endişesi hiç yaşamadım. Bununla birlikte ne yapabilirim diye hep düşünmüşümdür. Normal bir insandan zatüre gibi daha fazla risklere açığız. Ama Ümran Hanım, insanüstü bir gayretle üzerime titreyerek bana bakmaktadır. Hayatımı büyük ölçüde kolaylaştırmış oluyor. Sabahları erken kalkıyorum. Televizyonda sabah programlarını izliyorum. Hanımla birlikte gazeteleri takip ediyoruz. Basın toplantıları yapıyorum, meclise gidiyorum. Halimden memnunum. Allah’a şükrediyorum”.

Kader, iman ve maneviyat ile ilgili konular hakkında Menderes, istikrarlı olarak hep aynı inançlı yaklaşımı gösterir:

“İnsanların bir kısmı için hayat iki boyutludur. Bir de öbür dünya vardır. Asıl hakiki olan öbür dünyadır. Eğer bu inanca sahipseniz, bunu bir kati iman haline getirmişseniz olayları belki farkında olmayarak ayrı bir açıdan izlemeye başlarsınız. Belki çok daha yanlış kötü işler başıma gelecekti. Belki hayırlı olmuştur, bu önünü kesmiştir diye düşünülebilir. Bunun yanında Rabbime daha yakın bulunma fırsatı buluyorum diye de değerlendirilebilir. Dua edelim herkes için: Allah, insanların inancını her daim imtihan konusu yapmasın”.

Olayları çok akıllıca tahlil edebilen Aydın Menderes, zarafeti, hoşgörülü tavrı, özgüveni, efendiliği, maneviyata bağlılığı ve kadere tam teslimiyetçiliği ile ender şahsiyetlerden biri olarak hep hatıramda kalacaktır.

 

 

Kaynaklar
• http://www.aydinmenderes.com 
• http://www.biyografi.net 
• Hüseyin Üzmez; Aydın Menderes Sürprizi; Akit Gazetesi; 23.02.2001.
• Seyyar, Ali; 2001 yılında evinde yaptığım “Özel Röportaj”.
• Seyyar, Ali; MEŞHUR ORTOPEDİK ÖZÜRLÜLER; Hayat Yayınları; İstanbul; Mayıs 2006.
• Süleyman Kurt; “Allah İmtihan Ediyor”; Zaman Gazetesi; 03.12.2000.